Yeriniz:Giriş >> Dil ve Edebiyat >> Yangın Yanarken, Ölü Ölürken(Türkçe Off’tan Bir Bölüm)
Yangın Yanarken, Ölü Ölürken(Türkçe Off’tan Bir Bölüm)
Bizim kuşağın yetişme döneminde “tasarruf” çok önemliydi. Her şeyi gereği kadar kullanmak öğretilirdi bize. “İsraf” haramdı. Bu kuralın hala geçerli olduğu tek alan olarak lisan kaldı galiba. Toplumumuz hızla bir tüketim toplumuna dönüşürken “Daha çok tüket! Daha çok harca!” kışkırtmaları çoğalmakta. Oysa dil, gerçekten de “tasarrafu” öngürür. Anlama ve anlatıma katkısı olmayan sözcükler ya da sözler “gereksiz”dir ve kullanılmamalıdır. Dilde “duruluk” diye adlandırılan bir özelliktir bu ve çok önemlidir.
Bir popçu, çağrılı olduğu bir TV programından ayrılırken şöyle diyor: “Çok zevk aldım, umarım yeniden, bir daha gelirim.” “Yeniden”den sonra “bir daha”ya gerek yok oysa. “Acaba bu Türk halk müziğinin geleceği hakkında düşüncelerini öğrenmek istiyorum.” Bu da müziği sanatçılarından birine sorulan soru. “Acaba” tümüyle gereksiz. Açık saçık filmleriyle ünlü bir sinema oyuncusu: “Ailem anne olacağımı film sırası esnasında öğrendi.” Hem “sırası”, hem “esnası”… Belki aransa başka sözcükler de bulunabilirdi aynı anlama gelen.
Başka bir popçu (Artık bunun adını verelim: Burak Kut): “Hepinizi, sizin beni sevdiğinizden ben sizi daha çok seviyorum.” diyor. Sanırsınız ki yabancı bir filmin seslendirilmesinde ağız hareketlerine uydurmak için “doldurulmuş” bir tümce. Aynı Burak Kut şunu da söyleyecek: “Sanatçılığımdan dolayı vatan dışında konserler vermeye başladım.” Seslendirmelerde yaparlar bunu: “İşte oluyor anne, Hayalini kurduğum gün, her vakit görmeyi hayal etiğin gün…” diye aynı sözğ döndürüp döndürüp söylerler. Tümcenin Türkçesi, herhalde ağız hareketlerini karşılamaya yetmedi diye düşünürsünüz. Ancak bu, elbette Burak Kut’un sebep böyle konuştuğunu açıklamaya yetmez; seslendirmelerdeki bütün yinelemeleri de açıklamaz: “Onu öldürmediğine eminim, bundan hiç kuşku duymuyorum.” gibi bir cümle de aptallığın, izleyiciye ait olmadığını kanıtlıyor.
“Çocukların eğitim ve terbiyesi.” Eğitim, “terbiye” sözcüğünün Türkçesi zaten. “Açık ve net söylüyorum.” diye yırtınan Çiller, gerçekten “açık” bir biçimde söyleyebilse her şeyi, bunun “net” de olacağına kuşku duymamalı.
“52 hafta boyunca neler yaptıklarımız…”da “neler” sözcüğüne gerek var mı? “Ama başımıza fena bir hadise meydana geldiğinde kimseler ortalıkta görünmez”de “meydana” sözcüğüne gerek olmadığı gibi. “Yarışma birazdan başlamak üzere.” dendiğinde de “birazdan” ve “başlamak üzere”nin ikisinden biri fazla. “Karıştırıyoruz eski geçmişi” diyor Avni Akyol. “Geçmiş”in yenisi olur mu? “Bazı tatilciler, kimileri Bodrum’u terk etmeye başladı.” Ya “bazı tatilciler” ya “kimileri”. İkisi birden fazla. “Çıkabilecek olası anlaşmazlıklar…”da da “çıkabilecek” anlaşmazlıklar zaten “olası”dır. Yine ya biri ya öteki.
“Benim söylemiş olduğum parçaların hepsi…” diyen kişi, “söylediğim parçalar”dan farklı ve daha derin anlamlı bir şey demiyor aslında. Bir de “yapmak” eylemi var: “Müziğe başlangıç yaptı”, “Bir şarkı daha yapsak?”, “Birşarkı daha yapalım.” Her niyete yenen muz gibi her anlamda kullanılıyor.
Bu da Hülya Avşar hatundan: “İnsanlarımız böyle sivrilikleri çok sever, ta ki onlara saygısızlık yapılmadığı sürece. ” “Ta ki”yi söze “revnak” versin diye kullanmış olmalı; çünkü hiç gereği yok. Hülya Avşar’a bu “ki”leri yasaklasanız basit kolay konuşamaz. Şuna bir baksanıza: “Eğer ki kadın haklarını korumaksa ki bunun başını ben çekerim…” Başı çekmeye meraklıdır da kendisi!
“Tüm zorluklara karşı göğüs geren falanca… derken “karşı” sözcüğüne gerek yoktur; “zorluklar” sözcüğündeki “-a” eki, “karşı” sözcüğünün anlamını yüklenmiş ve bu sözcüğü gereksiz duruma düşürmüş zaten. “Stresten dolayı kaynaklanan hastalıklar var mı?” tümcesindeki “dolayı” sözcüğünün durumu biraz daha farklı. Hastalık, “bir şeyden” kaynaklanıyor olabilir; ama, “bir şeyden dolayı” kaynaklanmaz. Buradaki “dolayı” sözcüğü yalnız gereksiz değil, anlatımı da bozan bir sözcük. Tıpkı, “Eğer merak etmediği takdirde…” tümcesinin girişinde olduğu gibi. “Eğer” sözcüğünü atarsanız, anlatım düzelir; ama o kelime kalacaksa tümceyi başka türlü söylemek gerekir: “Eğer merak etmiyorsa…” biçiminde. Görüldüğü gibi, gereksiz kullanılan bir sözcük, yalnız duruluğu bozan bir etken olmakla kalmaz, anlatımı da bozar. “Tabii ki isterim ama keşke daha çok insan dinlesin diye kendi müzik anlayışımdan taviz veremem.” (Timur Selçuk’un ağzından Nebil Özgentürk anlatıyor.) “Keşke” sçzcüğüne gerek var mı? “Keşke dinlesin diye ” doğru bir anlatım olmuyor.
Gereksiz sözcğk kullanımı bir şey daha yapar, çelişik bir anlamın ortaya çıkmasına sebep olur: “Üniversitelerin sayısı oldukça fazla arttı.” “Oldukça” mı artmış, “fazla” mı artmış? Çünkü “oldukça” sözcüğü, sanıldığının tersine çokluk değil, azlık anlamı katar.
“Yaklaşık üç yıla yakın bir zamandır bir insanlık dramı yaşanıyor Bosna’da.” “Yaklaşık üç yıl” ile “üç yıla yakın bir zaman” tümüyle aynı anlamda. Öyleyse birinden birinin kulanılması yeterdi.
“İlk başta başlamadan önce bir şey söylemek istiyorum.” Tartışma programlarında pek çok kişinin ağzındanduymuşsunuzdur böyle bir sözü. Hem “başlamadan önce”, hem “başta”, hem de “ilk”… Fazlaca öne getirmiyor mu o söylenecek sözü?
Gereksiz kelime kullanmanın bir sakıncası da şudur: Özenle belirtilmiş, gereksiz bir ayrıntı, başka olasılıkların varlığını düşündürür insana. “Biz bu lokantada natürel bitkiler…” diyen bir kimi bitkilerin “natürel” olmadığını da söylemiş olur. “Kafamda şöyle bir düşünüyorum.” dediniz mi başka yerinizle de düşünebilirmişsiniz ya da başka yerinizde de düşünceler varmış anlamı çıkar.
“Herkes, ‘Öldü!’ diye gözyaşı dökerken Rasim’i diri halde karşılarında buldular.” “Herkes… buldular” yanlışlığına bakmıyoruz, konumuz değil; noktalamayı da düzelttik; ama hala bir şey var: “Diri halde” vurgulaması yapıldığına göre Rasim, “ölü halde” de karşılarında bulunabilirmiş demek. “Hortlak Rasim”.
Savaş Ay’ı yine kızdırmak var; ama ne yapayım ki bu söz “A Takımı”nda söylendi: “O gece Ortaköy’de bir ölü ölmüştü.” Eleştirmiyorum; “ölü” nasıl ölmüş bir daha, diye bile sormuyorum; yalnızca şunu merak ediyorum: Yangın yanarken mi ölmüştü o ölü?
Not: Bu yazı Feyza Hepçilingirler’in “Türkçe ‘Off’” kitabından alıntıdır. Feyza Hanım ne güzel anlatmış günlük anlatım bozukluklarını. Aslında bu yazı hakkında bir yazı daha yazılır ama çok uzun olduğunun farkındayım. Sadece umarım bu yazı gerçekten okunur ve alınması gereken dersler alınır!
Uyarı: YazıKolik sitesindeki içerikler başka sitelerden derlenerek veya site editörleri tarafından oluşturulmuştur. Eğer sitenizden YazıKolik sitesine içerik çekiliyorsa ve siz bu durumdan hoşnut değilseniz İletisim Sayfası aracılığıyla bizeulaşabilirsiniz. Gereken en kısa süre içerisinde yapılacaktır.
“Uzun Lafın Türkçesi” de bu konu hakkında yazılmış kaliteli kitaplardan biri…
Bu kitabın serisi var bende. Gerçekten güzel bir kitap. Herkese tavsiye ederim…
kesinlikle dil açısından okunması gereken bir kitap